Tabii ki bunlar bakış açısıyla ilgili ama evet, dünyayı zor, mücadele gerektiren ve içinde illaki derin acılar barındıran bir yer olarak görüyorum. Belki de dünya, içindeki gizlediği güzelliği açığa çıkartmanın yolunu bu şekilde bulmuştur, bilemiyorum.
Oğluma elle tutulur, gözle görülür bir şey bırakmak istedim ve bu da, beni özlediğinde sayfalarında dalıp gidebileceği bir kitap olabilirdi pekâlâ.
E.P.:Şiirlerinde kimi zaman eğlenceli ve oyunsu bir söyleyiş kullanırken, kimi zaman da sis perdesi oluşturarak gizemli bir atmosfer yaratıyorsun? Ama bütün şiirlerinin temelinde, bir nevi dip ses diyebileceğimiz bir melankoli hâkim. Öncelikle bunu bize açıklayabilir misin? Şiir, dil, mistisizm, oyun ve melankoli arasında nasıl denge kuruyorsun?
S.A.: Melankoli benim kendimi tanımaya başladığım anda keşfettiğim ilk duygulardan biridir. Neşe ve eğlence hayatın gerçek tarafıyla tanıştıktan sonra daha çok belirginleşti benim için. Daha sonrası bir tür Polyannacılık oyunu gibi. Bu arada çocukluğumun kitabıdır Pollyanna... Bütün bu unsurlar arasında bir denge kurabiliyor muyum, pek emin değilim, ama sanırım onlar gerektiğinde beni bir şekilde gelip buluyorlar galiba.
E.P.:Sanırım tam da bu noktada, şiirlerinin yapısını ve senin şiir serüvenini daha iyi anlayabilmek için nasıl bir ailede büyüdüğünü, şiire nasıl başladığını, kimlerden etkilendiğini ve kimleri okuduğunu öğrenmemiz gerekiyor.
S.A.: Babam romantik bir adam, annemse güçlü bir kadındır. Tartışmalarına da şahit oldum, sevgi dolu anlarına da. Belki de tam da olması gerektiği gibi. Sanırım şiir yönümü, annemi lise yıllarında şiirlerle etkilemiş babamdan almışım.
Ben uzunca bir süre Didem Madak’ın etkisinde kaldım; şiirleri kadar, âdeta büyük bir trajediyi andıran yaşamı da beni derinden sarsmıştı. Lise yıllarımda Ahmed Arif ve Cahit Zarifoğlu okudum; ama ardından yaşamım İkinci Yeni şairleriyle tanışınca renklendi diyebilirim. Turgut Uyar'ın bir bozuk saate benzettiği yüreğinin hep Tomris Uyar'da durması, Cemal Süreya'nın şiirlerindeki saydamlık, Edip Cansever'in Tomris'e bitmeyen tek gerçek aşkın dostluk olduğunu yaşatarak göstermesi, İlhan Berk'in, Ece Ayhan’ın duygu dolu, sarsıcı dizeleri... hepsi bende müthiş bir yazma isteği oluşturdu. Fakat benim imza günlerine ilgi duymamı sağlayan kişi, popüler bir günümüz yeraltı şairidir.
E.P.:Son olarak; La Perdesin -DE Öleyim'den bu yana yeni şiirler yazıp yazmadığını, önümüzdeki günlerde okuyuculara yeni bir kitap müjdesi verip vermeyeceğini merak ediyoruz.
S.A.: Ben hiçbir şiirimi "oturup bugün şiir yazayım" diye planlayarak yazmadım; acıkmak, susamak gibi döküldü kelimeler zihnimden. Bu ara böyle bir durum yaşamıyorum ama ilk kitabımda yer almayan epey bir şiirim var, yoğun bir duygu haliyle düzenlemek istediğim için de bir süredir kenarda bekletiyorum. Bence şiire dair hiçbir çalışma asla planlanarak, programlanarak oluşmamalı; nasıl olsa zamanı geldiğinde o, önüne geçilemez, karşı konulamaz bir güçle gelip kendi yerini bulur. Tıpkı Birhan Keskin'in dediği gibi, "kendi çukurunu bulacak bir deniz gibi".